|
|||||
|
saniye akelma kayseri/Türkiye (04-02-2012) mustafa yılmaz dan çöllerdeyim |
|||||
|
seyfullah bilgili kütahya/Türkiye (04-02-2012) selam iyi yayınlar ailem için güzel bi ilahi istiyorum hayırlı günler |
|||||
|
bayram dursun konya/ılgın/Türkiye (03-02-2012) selamün aleyküm tüm müslüman alaminin mevlüt kandilini kutlar ve hayırlara vesile olmasını dilerim abdurrahman önülden bir ilahi calarsanız sevinirim dilara giyim ve dilara hediyelik eşya olarak hayırlı akşamlar diliyoruz kolay gelsin |
|||||
|
selman samet akay konya/Türkiye (03-02-2012) hayırlı cumalar bütün müslümanların kandili mübarek olsun medineye varamadım ilahisini anneme babama ve bütün müslemanlara istiyorum hayırlı yayınlar hayırlı cumalar |
|||||
|
Fadime Baştuğ KONYA/Türkiye (03-02-2012) Efendimiz S.a.v : Altın tasla kevser suyunun basinda ümmetimi bekleyecegim oraya gelenlere ikram edecegim' der. AHİR zaman gençlerini görünce elindeki tası bırakır bunu görenler 'ya Resulallah onlara vermeyecekmisin? deyince; Rasulullah s.a.v 'Ahir zamanda alnını secdeye koyan gençlerle arama altın tası koymak istemiyorum onlara elimle ikram edecegim'der. O genclerden olmak Duasiyla... Mevlid Kandiliniz Mübarek olsun Hayırlı cumalar....Dua ile... |
|||||
|
subhiye yıldız istanbul/Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (03-02-2012) Vevat barek Abi cumanın mübarek olsun mevlid kandilin mübarek olsun 2 yasin okudum allah yardımcınız olsun. |
|||||
|
Esma İstanbul-Esenler/Türkiye (03-02-2012) Selamun Aleyküm Can Ahmat abi bütün ümmeti müslüman aleminin mevlid kandili mübarek olsun rabbim bizi peygamber efendimiz (s.a.v.) Şefaatinden ayırmasın 200 tane İHLAS, 200 tane TEFRİCİYE, 7 tane YASİN, 2000 tane TEVHİT Size emanet ediyorum sizide RABBİM'e emanet ediyorum dualarda bizide unutmayın selam ve dua ile... |
|||||
|
hatice çaldağ konya/Türkiye (03-02-2012) kandiliniz mübarek olsun 10 tane yasin iki bin salavat iki bin tevhit hayırlı cumalar onu anayım ilahisini istiyorum tüm müslümanlara gelsin |
|||||
|
hatice çalda konya/Türkiye (03-02-2012) kandiliniz kutlu olsun 10 tane yasin iki bin tevhit iki bin salavat hayırlı cumalar ALLAHA emanet olun. birde isteğim olacak onu anayım ilahisini istiyorum tüm müslümanlara gelsin |
|||||
|
visal yolcusu kars/Türkiye (03-02-2012) selam aleyküm tüm islam aleminin mevlit kandilini kutlarım rabbim hayırlı huzurlu cumalara eriştirsin bizleri onun razı olacağı bir hayatı ihsan etsin şeytandan ve şeytana yaverlik eden herşeyden rahman lafzının yüzü suyu hürmetine korusun resullullah (s.a.v) in yolunda sancağı altında haşr olunmayı nasip etsin dert sıkıntı kederlerimize kuranı kerimi merhem eylesin 'sana uymayan ölçü dünya olsa teperim anam babam sana feda olsun ya resulullah' selametle.... |
|||||
|
ELİF ABALI VAN /Türkiye (03-02-2012) slm ben vandan ELİF ABALI apdurahman onül den bir parça istiyorum bu parça sümmeye hocama gelsin |
|||||
|
elif abalı van/Türkiye (03-02-2012) slm ben van dan elif abalı nasılsınız iyisinizdir inşallah ben hasan dursundan bir ilahi istiyorum yayınlarsaniz sevinirim. Herkese hayırlı kandiller. KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN. |
|||||
|
hasan kavalcı konya/Türkiye (02-02-2012) selanmın aleykum hayırlı gunler dilerim tum muslumanlara. kabenin yolları ilahisini kavalcı ailesine istiyorum ve tabı tum muslumanlara |
|||||
|
ismailyavuz siirt/Türkiye (02-02-2012) vedat abe ben ismail yavuz h.z osmaniler şehit ettiler ilahisini büttün müslümanlara ve size gönderiyorum annem sizi çok seviyor programınızı devam ettirmenizi istiyor sizi hep dinliyor |
|||||
|
Seyhan Samsun/Türkiye (02-02-2012) Hayırlı günler abi ben sizden abdurrahman önülden sana geleyim eserini istiyorum bu eser sadece gözyaşı çalışanlarına ve size gelsin iyi günler abi |
|||||
|
Seyhan Samsun/Türkiye (02-02-2012) Iyi günler abi ben sizden abdurrahman önülden başım dönüyor eserini istiyorum bu eser anneme ve bütün gönül dostlarına gelsin allahım sizi başımızdan eksik etmesin hayırlı günler abi |
|||||
|
Hüseyin Göçer KONYA/Türkiye (02-02-2012) s.a hayırlı sabahlar sarraf kanaat hayırlı günler diler. Zikirli bir ilahi istiyoruz tüm dost ve müşterilerimize hediyemiz olsun |
|||||
|
Arzu Sahin Ankara/Türkiye (01-02-2012) Selamun aleykum Ve rahmetullahi Ve berakatuhu ben maher zainden subhanallah ilahisini istiyorum tum ummeti MUHAMEDe gelsin |
|||||
|
seval 7221/Türkiye (01-02-2012) Sarı saçlarını son bahar rüzgârlarında savuran bir eylül gecesi... Mehlika Sultan'a aşık gençler gibi; bu topraklardan aldıkları ışıkla, Asya'nın bereketli topraklarına koşan ve karanlık bozkırı aydınlatmaya koyulan kınalı küheylanlarla birlikte; Tanrı Dağlarının eteklerinden sonsuz bozkıra bakan bir evdeyiz. Gündüzün suskun duran bozkır, gece ilerledikçe bir havar türküsü gibi ağıtlaşıyor. Yanan odun çıtırtıları arasında harı gittikçe artan şöminenin şavkında koyulaşıyor sohbet. Baştan beri hüzünlü bir meleğin yüzüne benzeyen güzel simasıyla bir köşede sessizce duran bir yiğit, salondaki büyülü sükûnu bozmaktan çekinircesine kısık bir sesle söze karışıyor; "Adım Ali, Batmanlıyım. Buralara 1994'te Necati adında bir arkadaşımla geldik. Necati o yıl herkesin can attığı İTÜ Bilgisayar Mühendisliğini kazanmasına rağmen hizmet için Asya topraklarına koşanlardandı. Necati'yle sık sık bir araya gelir, hasret giderirdik. Ne de olsa gurbete düşen garibin gözü yolda olsa da yüreği geride bıraktığı yurdunda olurmuş. 1999 yılıydı. Akşam evde öğrenci arkadaşlarla çay içiyorduk. Telefonumuz çaldı. Korkulu , kesik kesik bir ses acele Necatilere gelmemizi istiyordu. Yüreğime bir kor düştü. Kış günü... Her taraf kar, sokaklar zifiri karanlık... Necati, üniversite öğrencileriyle birlikte bir apartmanın yedinci katında kalıyordu. Karlı-buzlu yolları nasıl yürdüğümü, merdivenleri nasıl tırmandığımı bilemiyorum. Kendimi yedinci katta buldum. Necatilerin kapısı açıktı. Hemen içeri daldım. Aman Allah'ım ! Arkadaşlarımızı kemerlerle bağlamışlar, her tarafaları kan içinde; birisinin gece karası saçlarının arasından, sık otların perdelediği kanlı bir dere gibi hala kan sızıyordu. Daha biz "neler oldu burada? demeye kalmadan bizi telefonla arayan arkadaşımız; "Siz bizi bırakın içeri girin...Necati..." diyebildi. Korkudan hem kendisi hem sesi titiryordu. Olayın şoku üzerindeydi. Bu sözlerden içerde daha korkunç bir şeylerin olduğunu hissetti yaralı yüreğim. Aklım başımdan gitmiş bir halde koştum içeri. Aman Allah'ım! İçerisi sanki hortumla kan sıkılmış gibiydi, duvarlar, halılar, kanepeler, her taraf kandı. Kan, kan, kan... her yer kan... Biraz önce burayı basan vahşi suratlı eşkıyalar evi savaş alanına çevirmişlerdi. Gözlerim Necati'yi aradı. Bir yastık gibi defalarca duvardan duvara vurulduktan sonra bir kan torbası gibi kanlı halının üstüne düşmüş bir cesede ilişti gözlerim. Kimse bu Necati demezdi. Surat diye bir şey kalmamış, ay gibi parlayan gül yüzü paramparça olmuş, bir eliyle de kan kırmızı bir kitabı sıkıca tutmuştu. Her taraf pıhtı pıhtı kandı. Bilincim, bedenim yumruklarla dövülüyor, zonkluyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım. Vakit kaybetmemeliydik. Hemen ambulansı aradık. Ambulansdan önce polis geldi. Polis bana suçlu gibi davranıyordu. Sabaha kadar sorguya çektiler, psikolojim bozulmuştu. Serbest kalınca doğruca hastaneye koştum. Gurbetteki yaralı yiğitler Necati'nin kapısında nöbetteydi. Çekilen filmler acı gerçeği haykırıyordu; Necati'nin burnu kafatasından kopmuş, kafatası parçalanmıştı. Doktor; "biriniz kalın, diğerleri gitsin" dedi. "O bir kişi benim" dedim. Bir süre sonra Necati'yi ameliyata aldılar. Ahirete götürülüyor gibi sedyede cansız yatan Necati'nin peşinden ameliyathanenin kapısına kadar koştum. Onu içeri aldılar. Ben kapının dışında kaldım. Yalnızdım, kimsesizdim. Hep duyuyordum. Güllerin Efendisi(s.a.v), gurbetteki ışık süvarileri zor durumda olduklarında yanlarında olur, onlara ümit verir hatta bazen de kakül-ü gülberlerinden koklar ve; 'Ohh... Sizler Cennet kokuyorsunuz, tam gönlüme göre hizmet ediyorsunuz; adımı dört bir yana duyuruyorsunuz!' diyerek alınlarından öpermiş; acaba biz Efendimiz(s.a.v)'in gönlüne göre hizmet edememiş miydik? Neden bu kadar yalnız, neden bu kadar çaresiz, neden bu kadar kimsesizdik? Doktorlar ameliyata, ben de duaya durdum. O kapının önünde "Bir yiğit gurbete düşmeye, gör başına neler gelir" sözünü daha bir derinden hissettim. Gurbet duygularımı iyice inceltmişti. Kendimi koyuverdim. Önünde durduğum bu kapıdan Necati sağ çıkamassa, anne-babasına ne derim diye ağladım , ağladım. Ne kadar vakit geçti bilemiyorum, kapı açıldı ve doktorlardan biri çıktı. Beni görünce gülümsedi. "Ameliyat başarılı geçti" dedi. "Ohh... şükürler olsun..." dedim. Biraz sonra, cennetten çıkarılıp gül yüzlü melekler eşliğinde dünyaya geri getirilen bir insan gibi beyaz elbiseli görevliler Necati'yi sedye üzerinde odasına taşıdılar. Yüzü gözü sargılar içersindeydi. Narkozun tesiriyle durmadan sayıklıyor ve; "Sen Ağlama Ya Rasulullah! Ben ağlayacağım. Ne olur sen ağlama sana söz verdim ben ağlayacağım," diyordu. Ne yapacağımı şaşırmıştım, adeta kanım donmuştu. Nihayet Necati ayıldı, kendine geldi. Beni karşısında görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı; buna hıçkırmak denmezdi adeta haykırarak ağlıyordu. Biraz sakinleşince; "Biliyor musun ameliyatta yanımda kim vardı," dedi. "Biliyorum" dedim. "Ameliyat boyunca Peygamberimiz (s.a.v) ve Fethullah Gülen Hocaefendi hep yanımdaydı. Efendimiz hep ağladı, Hocaefendi ameliyata yardım etti. Malkom X' de geldi. Şu anda Peygamberimiz karşımda duruyor ve ağlıyor" dedi. Sonra bana dönerek; "ne olur söyle ona ağlamasın, hem göz yaşlarımı sil de görmesin." dedi. O arada bir hemşire içeri girdi. İğne yapacaktı. Necati; "Üzerimi örtün Efendimiz (s.a.v) görmesin, ayıp olur" dedi. Ağır bir gül kokusu gibi odada Rasulullah'ın varlığını artık hepimiz hissediyorduk. Ağlıyorduk, çünkü Rasulullah da ağlıyordu. Öylece on-on beş dakika geçmişti. İçerde öyle bir atmosfer vardı ki tarif edemem. Bir yandan kendi gözyaşımı, diğer yandan Necati'nin gözyaşlarını siliyordum. O an bizim için çok önemliydi. Çünkü Rasululah yanımızdaydı. Bir daha o anı nasıl yakalayabilirdik. Bir ara Necati sargıların içinden hıçkırarak; "Allah bizden razı olmuş mudur?" dedi. Hepimiz kendimizi bütün bütün salmıştık. Ebedi yolculuğuna çıkmışken yolun yarısında, Güllerin Efendisi (s.a.v) tarafından geri döndürülen Necati iyice kendine geldiğinde bir ara; 'Güllerin Efendisi gidiyor; gidiyor ama giderken bize gülümsüyor' dedi. Bir gün sonraydı. Hastaneden eve gelmiştim. Birlikte kıldığımız bir namaz sonrası arkadaşlarla dua ediyorduk. Bir arkadaşımız başını kaldırdığında bir de bakıyor ki, Güllerin Efendisi (s.a.v) bize bakıp bakıp gülümsüyor. Anladım ki Peygamberimiz hep bizimle birlikte. Bizi yad ellerde yalnız bırakmıyor. Bize; "Siz hizmetinize bakın; Ben Kimsesizler Kimsesiyim, sizin de kimsenizim, siz kendinizi değiştirmedikten ve sevdanızı terk etmedikten sonra düşmanlığa yenik ruhların hücumları size zarar veremeyecektir," diyor, kalblerimize inşirah salıyordu. O gün anladım ki ömürlerimizin baharında idealimizin ufuklarına koşan bizler kimsesiz değiliz." ]isvec *** Salonda şöminede yanan odunların çıtırtılarından başka çıt çıkmıyordu. Ağır bir melal çökmüştü kınalı küheylanların yüzlerine. Gözlerinin güzelliği gönüller fetheden Batmanlı Ali'nin anlattıkları Tanrı Dağlarının eteklerindeki evin geniş salonunu hüzünlü bir sükûna boğmuştu. Kimse o sükûnu uyandırmak istemiyordu. Bozkırda rüzgâr hızını artırdıkça artırıyordu. Sanki başlarını, yüce dağlara doğru çevirmiş binlerce yılan ıslıklıyor, binlerce vahşi kurt uluyordu karanlık bozkırda. Asya'nın kınalı küheylanları kalkıp gecenin karanlığında birer ikişer kaybolduğunda; insanın içine ürpertiler salan bozkırda sabah yakındı. Harun Tokak |
|||||
|
Hüda kaya Erzurum/Türkiye (01-02-2012) Selamun aleyküm ben erzurum dan hüda...celaleddin adal dan gel hele ilahisini çalarsaniz sevinirim..gözya fm in gönül dostlarna ve size gelsin.. Hayrl yaynlar |
|||||
|
Meryem Demir Istanbul/Bayrampasa/Türkiye (01-02-2012) Meryem Demir den düzcede tatilde olan kızı büşra demire yeğeni sadiye ve meryem kurtuluşa gelsin sıradaki parça |
|||||
|
emirhan sakarya/Türkiye (01-02-2012) yayınızı çok seviyorum bir isteyim var minik minik adımları çalarsanız sevinirim |
|||||
|
sadettin akgül yozgat/Türkiye (01-02-2012) sıradaki ilahiyi eşim arzuya istiyorum.selam ve sevgiler |
|||||
|
resul yazıcı ankara/Türkiye (01-02-2012) selamun aleykum abı bn ankaradan resul yazıcı sıradakı parcayı kırıkkaledekı emıne yazıcıya istiyorum ıyı yayınlar abı |
|||||
|
sakip güler istanbul/Türkiye (01-02-2012) s.a. değerli kardeşlerimiz öncelikle hepinizi saygı sevgilerimizle selamlıyoruz sizden celaleddin adadan garip adlı ilahiyi istiyoruz saygılarımızla :) |
|||||
|
mehmet çetin izmir-Ödemiş/Türkiye (01-02-2012) Öncelikle Allah'ın Rahmeti bereketi üzerinize olsun.allah yar ve yadımcınız olsun.A.Önülden "Yakma Yarab" çalarsanız sevinirim.allah'a emanet olunuz. |
|||||
|
bayram ucar stuttgart/Almanya (31-01-2012) slm siradaki ilahiyi esim ve kizlarim ayse ile sümeyye gelsin hayirli programlar |
|||||
|
bayram ucar stuttgart/Almanya (31-01-2012) slm siradaki ilahiyi kizim sümeyye istiyorum hayirli aksamlar |
|||||
|
Rabia yaz konya/Türkiye (31-01-2012) Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün! Acıya Bismillah! Ateşe Bismillah! Gözyaşına Bismillah! Ne olursa kalpte olur, ey kalbi kırıklarla beraber olan Allah’ım! Yolunda yürümek için ben kuluna lütfettiğin, ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah! Mesnevi bahçelerinin diretmiş dildarı merhaba! Mana aleminden kağıda düşen kelama Bismillah! Kaleme inşirah veren nu’na Bismillah! Nun’un nakşı bir ah’a Bismillah! Bir ah çekip de derundan kalbimde buluverdiğim Gül-i siyaha Bismillah! selamun aleykümsizden umut mürare-duanmsın eserini istiyorum sizlere vE sizleri DİNLEYenLERE armağan olsun kalbinizin sahibine emanet olun... |
|||||
|
ELYESA BARCELONA/İspanya (31-01-2012) selamu aleykum ben anemi ve babami cok seviyorum allah razi olsun sirada ne varsa onu babam icin istiyorum. |
|||||
|
sefa kahraman konya/Türkiye (31-01-2012) s.a iyi akşamlar ben umt murare kerbela ilahisini istiyorum anname babama ve tüm gözyaşı dinleyicilerine gelsin hayırlı akşamlar |
|||||
|
elyesa köln/Almanya (31-01-2012) selamun aleyküm degerli abilerim ve ablalarim yayininiz cok güzel hep böyle yayinlar olmasini istiyorum bizler almanyada böyle yayinlara muhtaciz sirada ne varsa ben onu kiymetle ellerinden öptügüm annem ve babam icin istiyorum ve tüm sevdiklerime abilerime kücük kardesim abdullah emir icin gelsin Allah sizden razi olsun ben |
|||||
|
AHMET TOPAL HATAY AKTEPE/Türkiye (31-01-2012) SELEMUN ALEYKÜM MEHMET SEYİDOGLUNDA ISLANDI SECADEMBEN GÖZYAŞLARIMLA ESERİNİ İZLİYORUM ABLAMA ANNEME ABİME VE BENİ ANIYAN HER KESE GELSİM VE SİZEDE GELSİN |
|||||
|
kader kesikbaş aksaray/Türkiye (31-01-2012) s.a hayırlı günler sıradaki parçayı konyadaki ablam sultan eniştem hakan ve ailesine gelsin |
|||||
|
azra AYDIN Istanbul /Türkiye (31-01-2012) selam vedat abı nasılsın şuan senı dinlemekte olan faıme abla halıt abı barış furkan emine ye sıradaki eseri ıstıyorum halıt abının çok selamı var dısarda çok güzel kar yağıyor güneş var rabbım günahlarımı affetsin vesselam |
|||||
|
iffet savut edirne/Türkiye (31-01-2012) hayırlı günler ben mear zaim selam aleyke ilahisini istiyorum |
|||||
|
ömer faruk Konya/Yunak/Türkiye (31-01-2012) SELAMÜN ALEYKÜM HOCAM hayırlı sabahlar ben ve kardeşim hafızlık yapıyoruz siz ve bu radyoyu dinleyen herkesin bize bol bol dua etsinler sırada ki isteği çok sevdiğim anneme babama ve tombiş kardeşim fatih mushab gelsin ve ananeme gelsin allaha emanet olun |
|||||
|
nuri hayat konya/Türkiye (30-01-2012) Selamün aleyküm gözyasi fmi cok seviyorum gündüz mesai saatlerinde iş yerinde ve dısarıya yayın veriyorum herkezde cok begeniyor başarılarınızın devamını dilerim dua ile |
|||||
|
rabia yaz konya/Türkiye (30-01-2012) Nuh'u da hatırla! Hani o daha evvel yalvarmıştı da biz onun duasını kabul edip, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. Eyyub'u da hatırla! Hani o rabbine ''hakikaten bana bu dermansız dert geldi, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin'' diye yalvarmıştı, bizde onun duasını kabul ettik, derdini kaldırdık ve ona tarafımızdan bir rahmet verdik. İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl'i de hatırla! Bunların her biri sabredenlerdendi. Onları da rahmetimizin içine aldık; çünkü onlar iyilerdendi. Yunus'u da hatırla. Hani o kızarak gitmişti de kendisini sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Biz onun da duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız. Zekeriyya'yı da hatırla! Hani o rabbine '' beni tek başıma (evlatsız) bırakma'' diye niyaz etmişti. Biz onun da duasını kabul edip kendisine Yahya'yı armağan ettik. Gerçekten bunların hepsi hayır işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi... { Enbiya suresi 76 - 90 } selamun aleyküm sizden grup genç-sabır düştü eserini istiyorum sizlere ve gönül dostlarına armağan olsun daim dua ve muhabbet ile... |
|||||
|
seval 7221/Türkiye (30-01-2012) İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise bir tür deri hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış şöyle dua ediyordu: – Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!. Hazret–i İsa kötürüm adama yaklaştı: – Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor. Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen? Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelerek dedi ki: – Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü lütfeylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da: – Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbime ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!. diye sevinç duaları etmekten kendimi alamıyorum. Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu kötürüm adama yaklaşan İsa aleyhisselam: – Ver şu elini öyle ise! diyerek adamın elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper. Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan ]nimetlein farkina varmk] isvec[ |
|||||
|
seval 7221/Türkiye (30-01-2012) Mahkemede hakim, Necip Fazıl'a: - Bak, der. Seni bundan böyle bir daha huzurumda görmeyeceğim, öyle değil mi? Necip Fazıl sorar: - Hakim Bey, yoksa istifa mı ediyorsunuz? * Yine bir gün Üstad'a sormuşlar: -Üstad özel arabanız yok mu? Üstad düşünmeden cevap verir: -Ona en son bineceğiz. * Üstada bir konferans sırasında bir genç sorar: -Osmanlı emperyalist değil miydi? Cevap dikkate şayandır: -Evladım eğer Osmanlı emperyalist olsaydı şu anda bu soruyu fransızca değil türkçe sorardın. * Necip Fazıl bir konferansında isim vermeden gazetelerin tenkidini yapiyormuş. Fakat o şekilde açık konuşuyormuş ki, bu işlerle çok az ilgili olan dahi hangi gazeteden söz edildiğini anlarmış Dinleyenlerden biri hatibin sözünü keserek: Hangi gazeteden bahsediyorsunuz? Necip Fazıl sorar: Siz ne iş yapıyorsunuz? Keresteciyim. Belli,otur! * Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak " gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatılmış ve kendisi de suçlanarak mahkemeye sevkedilmişti Necip Fazıl'ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli bir şekilde: İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye cevap vermişti * Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp: "Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik." N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan: "Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş. * Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış. Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil. Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl'a demiş ki: -'Şunun haline bak, oruç tutmaktan ne hale gelmiş' demiş. Tabi Necip üstad altta kalır mı hemen cevabı yapıştırmış: -'Aaa Nazım sen bilmiyor musun hayvanlar oruç tutmaz... *Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar: - Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız? Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir. - Kovdum gitti, der. * Üstadın müdafaaları basit birer savunma değildir. Hakimleri diliyle ve zekasıyla etkilemek üstad için zor değildi. Sanatsal savunmaların etkisinde kalan hakim değiştirilirmiş. Bir seferinde yine hakim değişmiş ve yeni hakim üstadın savunmasını duyunca "artistlik yapma, adam gibi konuş" demiş. Tabi üstadın altta kalması beklenemez. "Hakim bey biz tutukluyken öyle muamele ediyorlarki bizde adamlık bırakmıyorlar, o sebeple karşınıza çıktığımız vakit rol yapmak zorunda kalıyoruz" * Bir yaz günü... Sofra kurulmuş, yemek yenilecek... Her şey hazır... Merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek, masanın üzerindeki içi su dolu "viski şişesi"ni görünce sorar: "Bu ne?" Cevap verir, oğlu; "Baba; soğuk su için.... Buzdolabına ancak bu şişeleri koyabiliyoruz da!..." İtiraz eder üstad: "Olmaz!.." İzaha çalışır oğlu... "Baba inan ki çok iyi temizledik, bol sabun ve kaynar sularla yıkadık." Üstad yine "olmaz" der ve şu ibretli sözler dökülür ağzından: " O halde oğlum; yarın lazımlık satan bir dükkana gideceksin ve oradan el değmemiş bir lazımlık alacak, çorbanı da bu lazımlıkla içeceksin! İçebilir misin?... Elbette içebilirsin... Hiçbir mahzuru da yok... Amma velakin; mantığın kabul etse de, ruhun kusar bu çorbayı!" * Bir edebiyat toplantısı sırasında Nazım sahnede şiir okur ve akabinde oturan topluluk içinde bulunan Üstad'ı sahneye davet eder. Üstad sahneye çıkar.Üstad'a şöyle bir teklifte bulunur; -Birtane ben kendi şiirimden okuyayım, bir tane de sen kendi şiirinden oku. Üstad kendi şiirini okumayı pek doğru bulmadığını söyler ve şöyle der; -Ben senin şiirinden bir tane okuyayım sen de benimkilerden bi tane oku Nazım bu teklifi kabul eder ve başlar Üstad'ın 'Ölünün Odası' şiirini okumaya. Şiir biter salonda bir alkış patlar. Sıra Üstad'a gelmiştir. Üstad da nazımın sonu 'in-çık, çık-in" şeklinde biten bi şiirini düz bir şekilde okur. Üstad şiiri bitirir. Salonda derin sessizlik. Üstad nükteyi patlatır, noktayı koyar; -Bak nazım! Benim gibi adam senin şiirini okuyor yine de bişey olmuyor. * Üstad Necip Fazıl Kısakürek bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek: "- Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın" der. * Ünlü şair bir dava dolayısıyla yattığı Malatya'da muhteşem savunmalar ypıyormuş. Aynı davada yargılanan bir başka yazar bunu kıskanıp şöyle diyecek olmuş: 'Bugün mahkemede bir sükut ettim, hakimler heyeti dondu kaldı.' Necip Fazıl'a aktarmışlar. 'Tüh!' demiş. 'Keşke sükutunu plağa alsaydık, sonra dinlerdik.' * Necip Fazıl şeriatçı olduğu iddiasıyla tutuklanır.Çıkarıldığı mahkemede suçsuz olduğunu söyleyip tahliyesini ister.Kendisine reva görülen haksızlık ve zulümleri öyle canlı bir üslup ile tasvir eder ki,mahkeme heyetindeki kadın hakimin gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar.Bunun üzerine şairler sultanı,hanım hakimi salondakilere göstererek konuşmasına devam eder."İşte ,şeriatın bir sırrı daha tecelli etti:Kadından ceza hakimi olmaz.." * Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış... Çıkıp herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş... Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Prefesör, Necip Fazıl'a: 'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz. Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir.. Bu ne demek oluyor? ' Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur: - 'Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece kediler ve köpekler kurcalar.' * Bir konferansından sonra bazı gençler "Sakarya Türküsü"nün büyük şairi Necip Fazıl'ın etrafında toplanırlar. İçlerinden biri, "Anlattığınız fikir hayatı içinde sizi de görmek istiyoruz" deyince üstats şu cevabı verir: " Ben, özlenen İslam çiçeğinin sadece gübresiyim." * Necip Fazıl'ın da içinde bulunduğu uçak, Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner. Havaalanındakiler merakla, "Ne oldu, nasıl oldu?" diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli: "Ahirete kabul etmediler, geri döndük." ]selamun ben mustafa cihat ne oldu dostum annem tum islam ve cengiz abim gelsin]isvec[ |
|||||
| Sonraki Sayfa > | |||||